Çarşamba, Eylül 14, 2016

Diriliş - Lev Nikolayeviç Tolstoy

Diriliş - Lev Nikolayeviç Tolstoy

Diriliş usta Rus yazar L.N.Tolstoy'un üçüncü büyük romanıdır.(Savaş ve Barış, Anna Karenina) Belkide Tolstoy'un yazdığı en sert ve en acımasız romandır. Yani en azından bana göre öyle. 19.yy Rusyasının psikolojik ve sosyolojik yönlerden incelemesini içerir roman. Halkın en fakirinden, en zenginine kadar çok ağır eleştirileri barındırır içinde.
Tabi bunları yazmasındaki en büyük etken Dirilişi yazarken Tolstoy'un içinde bulunduğu ruhsal bunalım ve arayışlarıdır.Romanın daha ilk cümlesinden ne kadar sert bir giriş yaptığını anlayabiliriz.

''Yüz binlerce insan avuç içi kadar bir yere toplanıp üst üste yaşadıkları toprak parçasını çirkinleştirmek için var güçleriyle çalışmış olsalar; üzerlerinde hiçbir şey yetişmesin diye her yanına taş dikmiş, filizlenen her otu kökünden koparmış, havaya taş kömürü, petrol yakarak ellerinden geldiğince kirletmiş, çevredeki tüm ağaçları kesmiş, tüm hayvanları, kuşları uzaklaştırmış olsalar bile gene de ilkbahar ilkbahardı.''

Romanın konusuna gelecek olursak; Zengin ve yakışıklı bir Rus prensi olan Nehlüdof, halalarının hizmetindeki güzel köylü kışı Katyuşa'yı baştan çıkardıktan sonra bırakıp gider. Bir sonraki karşılaşmaları, yıllar sonra mahkeme salonunda olur: Katyuşa kötü yola düşmüştür ve adam öldürmek suçuyla yargılanmaktadır. Katyuşa'nın durumundan kendini sorumlu tutan prens, vicdanının ezici baskısıyla baştan aşağıya değişecek, yaşadığı dünyaya farklı gözlerle bakmaya başlayacaktır.

Bence mahkemeler, bizim sınıf çıkarlarımıza olan yürürlükteki düzenin devamını sağlamak için kurulmuş bir yöntem silahıdır.
Diriliş - Lev Nikolayeviç Tolstoy

Tolstoy'un bu romanı basıldıktan sonra büyük ilgiyle karşılanır. Elden ele, kulaktan kulağa yayılır yazdıkları. Zaten kendisini daha önce iki büyük romanla kanıtlamış olan Tolstoy bu romanıyla 19. yüzyıl Çarlık Rusyasına ve Kiliseye  en sert eleştirileri yapar. Roman çıktıktan iki yıl sonra kilise tarafından afaroz edilip dinsiz ilan edilir.

Yaşamımızın sahibi olduğumuzu, onun bize zevk için verildiğini sanıyoruz. Gerçekten aptallık bu. Buraya gönderildiğimize göre birisi bizi bir görevle yollamış olmalı. Oysa yalnız kendi sevinçlerimiz, mutluluğumuz için yaşadığımıza karar vermişiz biz. Mal sahibinin istediğini yapmayan işçi gibi bizimde sonumuzun kötü olduğu kuşku götürmez.

Bol bol notlar aldığım Diriliş'i okumanızı tavsiye ederim. Çünkü dünya değişmiyor. 19. yy Çarlık Rusyasında ne varsa bugünde aynı şeyler var.

Tepkiler:

0 yorum:

Yorum Gönder