Perşembe, Eylül 22, 2016

Kafamda Bir Tuhaflık - Orhan Pamuk


Ayağımdaki lifleri yırttığım bu günlerde kitap okumaktan başka bir şey yapmıyorum. Aslında bakacak olursak normal zamanda da kitap okumaktan başka pek bir şey yaptığım söylenemezdi. Orhan Pamuk'un Kafamda Bir Tuhaflık Romanını çıktığı ilk gün alıp okumuştum. Madem ayağa kalkamıyorum tekrar okuyup blogumda paylaşayım dedim ve okumaya koyuldum.


"Kafamda bir tuhaflık var, ne yapsam bu alemde yapayalnız hissediyorum kendimi."
Orhan Pamuk bu kitap için tam 6 yılını harcamış. Sokak sokak gezip sokak satıcıları ile röportaj yapmış (yoğurtçu, kestaneci, midyeci, pilavcı). Bu çalışmalarının sonunda gerçekten iyi bir kitap bizlere sundu.



"Kaçmış işte birine..." diye mırıldandı Mevlut. "Aşk acısı büyük acı," diye ekledi içtenlikle.

Her Orhan Pamuk romanı bize farklı bir his ve duygu veriyor. Her roman ayrı bir deneme tarzıyla bizlerle buluşuyor. Masumiyet Müzesinde Pamuk'un kafasında bir müze fikri vardı. Kafamda Bir Tuhaflık belgesel tarzında bir anlatıma sahip. Kitap 3. Tekil ağızdan anlatılırken birden karakterler araya girip orası öyle değildi böyleydi diye bilgiler veriyor 1. ağızdan. Daha önce görmediğim bir yazım tarzı. Okurken kitabın dünyasına uzak olmadığımız İstanbul'a yada İstanbul'u bilmeyen insanları kitabın dünyasına hızlı bir şekilde sokuyor. Hatta ben gece yarısı okurken Mevlut'un boooo-zaaaa diye bağırarak sokaktan geçmesini bile bekledim diyebilirim o kadar kaptırdım kendimi kitabın dünyasına.


Herkesin bildiği gibi şeref meselesi gibi laflar aslında insanların birbirlerini gönül rahatlığıyla 
öldürmeleri için icad edilmiş bahanelerdir.


Kitaba geçecek olursak Kafamda Bir Tuhaflık Mevlut adında boza satıcısının hayatını anlatıyor. Aslında bu kadar kısa geçmekle olmaz. Mevlut üzerinden İstanbul'a 1950-1960 arası İstanbul'a gelmiş Anadolu insanının hayatını anlatıyor. Onların hayatını anlatırken İstanbul'un o zaman adı bile bilinmeyen kentsel dönüşümünü konu alıyor. Boş arazilerden gecekondulara, gecekondulardan iki üç katlı binalara, iki üç katlı binalardan sayamadığımız kadar büyük yapılara dönüşümü anlatılıyor.

Einstein de yoksuldu; hatta fizik dersinden sınıfta kalmıştı, ama üç beş kuruş kazanmak için okulunu asla bırakmamış, kazanan da o ve milleti olmuştu.

Siyasi olaylardan, dünyayı kana bulayan olaylara bu insanların tepkisini öğrenirken bizim gece kondu diye tabir ettiğimiz onların ev diyerek sığındığı o köhne yapıların içine giriyoruz. Bilmediğimiz en azından benim tanık olmadığım o dönemle ilgili değerli bilgilere ulaşıyoruz. Eğer daha önce Orhan Pamuk okumadıysanız ve okumaya niyetiniz varsa bu kitapla bu serüvene başlayabilirsiniz.

'Bozayı sattıran satıcının yanık sesidir,' dedi Mevlüt.
Tepkiler:

0 yorum:

Yorum Gönder